Himalayalar Tibet

On Üçüncü Dalai Lama tarafından edinilmiş mekanik açıdan dikkat çeken başkaca parçalar arasında bir cep saati, iki film oynatıcı ve üç motorlu araç (1927’den kalma iki Baby Austin ve 1931 modeli bir Amerikan Dodge) vardı. Himalayalar’ı aşan ya da Tibet’in kendisinde üzerinde araç sürülebilecek hiçbir yol mevcut olmadığından, bu arabaların Hindistan’da de-monte edilmeleri ve parçaların On Üçüncü Dalai Lama için yeniden bir araya getirilmesinden önce hamallar, katırlar ve eşekler tarafından dağların üzerinden taşınmaları gerekmişti. Bu üçü uzun bir süre tüm Tibet’teki yegâne otomobiller olarak kaldılar ve Lhasa dışında birinin onları sürebileceği bir yol da olmadığından, son derece de yararsızdılar. Teknolojik bir kültürü yansıtan bu çeşitli nesneler doğası gereği meraklı ve kimi zaman da huzursuz bir oğlan çocuğunun gözünde çok çekiciydiler. Felsefe çalışmak veya bir metni ezberlemektense, bu nesneleri kurcalamayı tercih ettiğim bir dönem geçirdiğimi çok iyi hatırlıyorum. Bugün bu eşyaların kendi başlarına oyuncaktan fazla bir şey olmadıklarını görebiliyorum ama ulaşamadığım ve varlığı beni inanılmaz derecede kıvrandıran, tüm bir bilgi ve deney evrenini işaret ediyorlardı. Bu kitap bir nevi o dünyayı keşfetme yolunu ve onun sunmak durumunda olduğu muhteşem şeyleri konu alır.

Teleskop benim için bir sorun teşkil etmemişti. Ne işe yaradığını bir biçimde hemen anlamıştım ve kısa sürede onu Lhasa kentinin, özellikle de pazarların canlı yaşamını izlemek için kullanmaya başladım. Ben çalışmak zorundayken, benim yaşımdaki çocukların boş vermişlik duygusuyla sokaklarda koşuşturmalarına gıpta ettim. Sonraları teleskobu Tibet’in yüksek irtifasında en harikulade yıldız görüntülerinden birini sağlayan; Po-tala’nm yukarısındaki gece göğüne göz gezdirmek için kullandım. Hizmetçilerime yıldızlar ile takımyıldızların isimlerini soruyordum.

Cep saatinin ne işe yaradığım biliyordum ama nasıl çalıştığı çok daha fazla ilgimi çekiyordu. Merakımı yenemeyene dek bir süre onu hayretle seyrettim, sonra da içine bakmak için kasasını açtım. Kısa sürede tüm aleti söktüm. Asıl zor olan yeniden çalışabilmesi için bir daha toparlayabilmekti. Yaşam boyu sürecek olan mekanik parçaları sökme ve yeniden takma hobim işte böyle başladı. Bu işte Lhasa’da duvar veya el saatlerine sahip olduklarını bildiğim bir sürü insanın başlıca tamircisi haline gelecek denli iyi derecede ustalaştım. Daha sonraları Hindistan’da zavallı guguğu kedimin saldırısına uğrayan ve bir daha asla kendine gelemeyen guguklu saatimle şansım aynı ölçüde yaver gitmedi. Otomatik pilli kol saatleri yaygın olarak kullanır hale gelince benim hobim de çok daha az ilgi çekici olmaya başladı: Bunlardan birini açarsanız, içinde hiçbir mekanizma bulamazsınız.

On Üçüncü Dalai Lama’ya ait iki tane elle çevrilen film göstericisinin nasıl kullanılacağını kavramak çok daha fazla zamanımı aldı. Çinli bir keşiş olan hizmetçilerimden biri bunlardan birisini nasıl işleteceğini bulmuştu. Elimizdeki pek az filmi seyredebilmem için kurmasını istedim. Sonraları elimize elektrikle çalışan on altı milimetrelik bir gösterici geçti ama kısmen ona güç veren jeneratörün arıza çıkartması nedeniyle habire bozulup duruyordu. O sıralarda, sanırım 1945’te, Kuzey Hindistan’daki bir Britanya esir kampından kaçarak Himalayalar’ı aşan AvusturyalIlar olan, Heinrich Harrer ve Peter Aufschnaiter Lhasa’ya geldiler. Harrer benim arkadaşım oldu ve göstericiyi tamir etmesi için zaman zaman onun yardımını istedim. Fazla film bulamıyorduk ama elimizde Hindistan’dan getirilmiş ve olayları Müttefik bakış açısından aksettiren, İkinci Dünya Sava-şı’nın büyük olaylarını konu alan, çok sayıda haber filmi makarası vardı. Bundan başka Zafer günü, İngiltere Kralı VI. Geor-ge’un taç giyme töreni ve Lawrence Olivier’nin başrolünü oynadığı, Shakespeare’in V. Henry eserinin filminin yanı sıra Charlie Chaplin’in sessiz filmlerinden bazıları da bulunuyordu.

Bilime olan merakım teknoloji ile başladı ve aslına bakılırsa o sıralar ikisi arasında bir fark görmüyordum. Mekanik nesneler söz konusu olduğunda Lhasa’da tanıdığım herhangi bir kişiden çok daha yetkin olan Harrer ile karşılaşınca, onun bilim konusundaki uzmanlığının Potala’da elimizde olan birkaç teknoloji ürünü hakkmdaki becerisi kadar derin olduğu yargısına varmıştım. Yıllar sonra profesyonel bilimsel geçmişinin olmadığını keşfetmem komik. O sırada tüm beyaz adamların bilimi iyi bildiğini düşünüyordum.

Saatleri demonte ve göstericiyi tamir etmedeki başarımdan ilham alarak daha cüretkâr davranmaya başladım. Bir sonraki projem otomobilin mekanik yapısını anlamaktı. Arabalara nezaret eden ve onları sürmeden sorumlu olan kişinin adı Lhakpa Tsering’di; öfkesiyle meşhur kel bir adamdı. Arabanın altında çalışırken kazayla kafasını vurursa o kadar sinirlenirdi ki saçma sapan şeyler söyler ve kafasını yeniden vururdu. Tamir ederken motoru incelemek ve sonra nasıl sürüleceğini bana göstermesi için onunla arkadaş oldum.

Günün birinde tek başıma sürmek için gizlice Austinlerden birine bindim ancak ufak bir kaza yaptım ve sol farı kırdım. Arabalardan sorumlu diğer kişi olan Babu Taşi’nin söyleyebileceklerini düşününce korkudan taş kesmiştim. Yedek bir far bulmayı başardım ama orijinali buzlu camdanken bu şeffaftı. Bir süre düşünüp taşındıktan sonra bir çözüm buldum. Yenisini erimiş şekerle kaplayarak eski farın yarı geçirgen görüntüsünü elde ettim. Babu Taşi bunu fark etti mi asla bilemedim. Anladıysa bile beni hiç cezalandırmadı.

Harrer modern bilimin önemli bir alanında bana çok yardımcı oldu ki bu da coğrafyaydı. Kişisel kütüphanemde Japonya dahil çok sayıda ulusun savaşa katılımını ayrıntılı bir biçimde anlatan İngilizce kitaplardan oluşan bir koleksiyonum vardı. Film göstericisi, saatleri tamir etme ve bir arabayı sürmeyi deneme maceralarım bana bilim ve teknoloji dünyasının neye benzeyebileceği hakkında biraz ipucu vermişti. Daha ciddi bir düzeye, on altı yaşında Tibet’in liderliğine getirilmemden sonra 1954’te Çin ve 1956’da Hindistan’a üzerimde derin bir etki bırakan resmi ziyaretlerde bulundum. Çin Ordusu zaten ülkemi işgal etmişti ve Çin hükümetiyle bir uzlaşma yolu bulmak için uzun ve hassas görüşmelere girişmiştim.

Bir önceki yazımız olan ÖZGÜR İRADE VAR MI? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Author Description

Recent Posts

No Responses to “Himalayalar Tibet”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *


*